KöŞE YAZARLARI

Gaziantep’te Acı Gerçek: Bu Şehir İntiharlarla Anılıyor

 

Bir şehir düşünün…

Artık sabah haberlerine “bugün ne olmuş?” diye değil,

“bugün kim ölmüş, kim intihar etmiş, kim kimi yaralamış?” diye bakıyorsunuz.

Bu normal değil.

Bu, bir toplumun alarm verdiği andır.

28 yıllık meslek hayatımda çok şey gördüm.

Ama bugün Gaziantep’te yaşananlar ne sıradan, ne geçici, ne de “asayiş haberi” diye geçiştirilecek türden.

Açık konuşalım:

Bu şehirde bir şey kırıldı.

Ve biz hâlâ bunu görmezden geliyoruz.

Geçtiğimiz Cuma…

14 yaşındaki kız…

İddiaya göre babasının tacizine maruz kaldığı için eline bıçak alıp öz babasını öldürüyor.

Burada durup düşünmek zorundayız.

Bu bir cinayet midir?

Yoksa bir çocuğun yıllarca duyulmayan çığlığının son noktası mı?

Eğer bir çocuk, yaşadığı travmayla bu noktaya geliyorsa…

orada sadece bir baba değil, bir aile düzeni, bir sosyal yapı, bir denetim mekanizması çökmüştür.

Bu olayın sorumlusu sadece o evin içi değildir.

Bu, görmeyenlerin, duymayanların, müdahale etmeyenlerin ortak sonucudur.

Bir başka olay…

Cezaevinden çıkan bir şahıs, sevgilisini silahla alıkoyuyor.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Bu, “ceza”nın artık caydırıcı olmadığının göstergesidir.

İnsanlar yaptıklarının sonuçlarından korkmuyor.

Çünkü ya denetim zayıf… ya adalet gecikiyor… ya da sistem güven vermiyor.

Sonra ne oluyor?

Suç tekrar ediyor.

Üstelik daha ağır, daha kontrolsüz, daha tehlikeli şekilde.

Özellikle sanal bahis…

Bu mesele artık sadece bir alışkanlık değil.

Bu, gençliği içine çeken bir çöküş mekanizması.

Kolay para hayaliyle başlayan süreç…

Borçla devam ediyor…

Çaresizlikle derinleşiyor…

Ve çoğu zaman geri dönüşü çok ağır oluyor.

Peki nerede denetim?

Nerede önlem?

Nerede gerçek bir mücadele?

Geçtiğimiz günlerde Gaziantep’te intihar girişimlerinin devam ettiği ve Primemall AVM gibi merkezi yerlerde genç yaşta intihar vakalarının yaşandığı da haber kaynaklarına yansıdı.

Bu artık gizli kalan bir tablo değil.

Bu, herkesin gözü önünde yaşanan bir çöküş.

Gençler, kalabalıkların ortasında sessizce hayattan kopuyor.

Bu görüntü bir şehre yakışır mı?

Geçtiğimiz ay iki ölüm…

Biri güzellik uzmanı…

Diğeri psikolog…

İkisi de “sır” intihar.

İnsanlara iyi gelmesi gereken meslekler bile kendi içindeki insanı kurtaramıyor.

Bu, bireysel zayıflık değil.

Bu, toplumsal ruh sağlığının çöktüğünün göstergesidir.

Ekonomik baskı artıyor.

Aile içi sorunlar büyüyor.

İnsanlar yalnızlaşıyor.

Öfke kontrolü kayboluyor.

Ve en önemlisi…

Kimse kimseyi dinlemiyor.

Bu şehirde artık tahammül yok.

Empati yok.

Sabır yok.

Herkes gergin.

Herkes patlamaya hazır.

Sonra ne oluyor?

Bir tartışma cinayetle bitiyor.

Bir çıkmaz intiharla sonuçlanıyor.

Bir travma şiddete dönüşüyor.

Ama asıl sorun şu:

Biz hâlâ bunu “tekil olaylar” sanıyoruz.

Hayır.

Bu bir toplumsal cinnet halidir.

Ve bu cinnet, gözümüzün önünde büyüyor.

Yetkililere sözümüz net:

Sanal bahisle göstermelik değil, gerçek mücadele şart.

Aile içi şiddet “özel mesele” değil, doğrudan müdahale alanıdır.

Gençlerin psikolojik destek sistemleri kağıt üstünde değil, sahada olmalıdır.

Ama sadece yetkililer mi?

Hayır.

Toplum da sorumludur.

Çünkü biz sustukça…

Görmezden geldikçe…

“Bana dokunmayan yılan” dedikçe…

Bu düzen büyüdü.

Gaziantep güçlü bir şehir.

Ama bugün güçlü değil…

Yorgun, gergin ve kırılgan.

Eğer bugün bu gidişata sert şekilde “dur” denmezse…

Yarın yazılacak başlıklar bugünkünden daha ağır olacak.