YERYÜZÜNÜN ANLAŞILMAYAN ÇIĞLIĞI
Yeryüzü konuşmaz sanıyoruz.Hem de en derin,en sarsıcı diliyle...Bir sel geliyor,şehirleri yutuyor.Bir deprem oluyor,hayatlar bir anda yerle bir oluyor.Bir hastalık yayılıyor,en güçlü sandığımız insanı bile diz çöktürüyor.Ve biz her defasında aynı soruyu soruyoruz:"Neden" ? Cevabı çoğu zaman dışarıda arıyoruz.Fay hatlarında,iklimde, mikroplarda...Oysa asıl soru belkide şudur:"Biz neyi yanlış yapıyoruz"? Çünkü insan,kendini bozduğunda sadece kendi hayatını değil; dokunduğu her şeyi değiştirir. Toprağı,suyu, havayı...hatta insanın insana olan bakışını bile. Adaletin yerini çıkar,saygının yerini kibir, edebin yerini hoyratlık aldığında...sadece ilişkiler bozulmaz.Denge bozulur.Görünmeyen bir terazidir,ağır gelen taraf insanın hoyratlığı olur. Manevi değerlerden uzaklaşan insan ,sadece kalbini değil; yaşadığı dünyayı da ihmal etmeye başlar.Çünkü kalp bozulduğunda davranış... davranış bozulduğunda ise düzen. Bugün yaşanan bir çok felaketin ardında yazlızca doğa yok.İnsanın açgözlülüğü var.Sınır tanımayan tüketimi var."Bana bir şey olmaz"diyerek kurduğu sorumsuz düzen var.Dereler yataklarından çıkar çünkü biz onların yolunu kapatırız.Toprak kayar çünkü biz onu tutan kökleri keseriz.Hava kirlenir çünkü biz doyumsuzca tüketiriz.Sonrada felaket geldiğinde şaşırrız.Oysa yeryüzü aslında bize düşman değil.Ama dengesini korumaya çalışıyor.Manevi açıdan bakıldığında ise bu yaşananlar,sadece fiziksel olaylar değil; aynı zamanda bir uyanış çağrısıdır."Dur"diyen bir ses..." Kendine dön diyen bir işaret"...Çünkü insan bazen nasihatle değil,sarsıntıyla uyanır.Ama burada ince bir çizgi var:Bu felaketleri sadece "ceza" olarak görmek,bizi sorumluluktan uzaklaştırır.Oysa asıl mesele,ders çıkarabilmektir.Kendimize sormamız gereken sorular var: Ben doğaya nasıl davranıyorum? İnsanlara karşı adaletli miyim? Kalbimde taşıdığım Kibir, öfke, bencillik ne kadar büyüdü? Ve en önemlisi...Ben kendimi ne kadar tanıyorum? Çünkü insan kendini düzeltmeden dünya düzelmez.Her şey dışarıdan başlıyor gibi görünse de, aslında içeride nbaşlar.Bir kalbin yumuşaması, bir insanın merhametli olması, birinin hakkı gözetmesi...Bunlar küçücük gibi görünür ama dalga dalga yayılır.Kâinat bir bütün.İnsan onun bir parçası.Parça bozulduğunda bütün de sarsılır.Ve belkide en büyük yanılgımız şu:"Ben değişmesin ne olur ki"? Oysa her değişim bir kıvılcımdır. Ve bazen bir kıvılcım,karanlığı dağıtmaya yeter.Eğer insan kendini toparlarsa ... Denge yeniden kurulabilir.Ama aksi olursa...Hoyratlık devam ederse...O o zaman bu sarsıntılar sadece toprağı değil, İnsanlığın vicdanın da parçalar.Yeryüzü bizi reddetmiyor.Ama biz de kendimize döndürmeye çalışıyor.Ve artık bu çağrı,duymazdan gelinecek kadar uzak değil.Şimdi durup düşünme zamanı.Kendimizi sorgulama zamanı.Bahaneleri bırakıp aynaya bakma zamanı.Çünkü mesele sadece hayatta kalmak değil...İnsan kalabilmek.Ve belkide asıl soru şu: Dünyamı değişmeli... Yoksa biz mi?