29 Temmuz 2021

METİN NEGÜZEL

 

 

Dünyayı ve içinde yaşadığımız hayatı ; güzel ve anlamlı kılan sevgi, saygı ve hoşgörü duygusudur. Günümüzde birbirimize olan saygısızlık neden bu kadar çoğaldı, aile içinde, trafikte, sosyal yaşamımızda neden bu kadar arttı, hiç sebebini düşünüyor muyuz?
Birbirimize selam vermekten, günaydın demekten, iyi günler dilemekten, hayırlı işler demekten adeta korkuyoruz. Hal, hatır sormuyoruz, hele özür dilemek adete aşağılık bir duruma girmiş gibi hissediyoruz özür dilemeyi. Oysa ne güzel duygulardır; teşekkür etmek, özür dilemek, büyüdükçe küçülmek.
Eskiden insanlarda bir hatır, gönül, büyüklere saygı, küçüklere sevgi, hoşgörü, merhamet, şevkat, utanma hissi, mütevazilik, sempati, sevgi gibi duygularımız vardı… Şimdilerde ise önemli bir kesim, bütün bu değerleri yitirdi. Gittikçe saygı ve sevgiden yoksun bir toplum haline dönüşüyoruz. Karıncayı bile incitmekten çekinen bir toplum olmamız gerekirken, nasıl oldu da eşimizin, dostumuzun, arkadaşımızın, komşumuzun kalbini kıracak kadar merhametsiz ve nezaketsiz bir toplum olduk.
Saygı ile sevgi daima birlikte ve iç içedir. Bir yerde okumuştum ve bu söz beni çok etkiledi: “ Saygının olmadığı yerde sevgi yetim, sevginin olmadığı yerde saygı öksüzdür.” Saygının ve sevginin olmadığı bir iş yerinde çalışmak, saygının ve sevginin olmadığı bir evliliği sürdürmek nereye kadar mümkün olabilir? Saygının olmadığı yerde sevgi ve sevginin olmadığı yerde saygı yeşermez, yeşeremez.. Eğer sevgi yoksa, saygı da yok, hoşgörü de yok, efendilik de yok kısacası insanlık da yoktur.
Dinlemek ve karşındaki insanı anlamaya çalışmak önemli bir meziyettir, saygının ve sevginin bir göstergesidir. Karşısındakini önemsemeyen, dinlemeyen ve anlamak istemeyen insanlarda “Saygı ve Sevgi” sorunu vardır.
Hiçbir yerde birbirimize saygı duymaz hale geldik, trafikte 3 saniyemizi bile almayacakken park yerinden çıkan bir araca müsaade edip beklemiyoruz, hastaneye gittiğimizde 5 dakika fazla beklememek için bir tanıdık bulup başkalarının hakkını çalıyoruz, işyerinde işten kaytaracak yer arıyoruz ki bizim yapacağımız işi başkaları yapsın, biz çalışmadan bedel alalım. Başkalarına çalıyor diye laf atıyoruz ama aslında söylemek istenilen ben neden çalamıyorum, kendimizden olmayana yaşama hakkı bile tanımıyoruz; ya benim düşüncemden olacak yada benim ırkımdan olacak ki ancak o zaman yaşama hakkı olduğunu düşünüyoruz. Ama sorsanız hepimiz peygamber hayatı yaşamak istiyoruz.
İnsanlarla hayvanları ayıran tek özellik sadece konuşma yeteneğine sahip olmamızdan ibarettir. Hiçbir hayvanın ihtiyacı haricinden bir başka canlıyı incittiğini göremezsiniz, insanların haricinde tüm canlılar yaşadığı dünyaya her şekilde saygı duyarlar, kendilerinin yaşama özgürlüğü olduğu gibi diğer canlılarında yaşama haklarına saygı gösterirler. Kısacası insandan başka hiçbir canlı doğanın içine etmez.
Toplum içinde yöneticiler vatandaşlara, vatandaşlar da yöneticilere saygı ve sevgi duymuyorlarsa, o toplumda sürekli birbirini suçlayan bir “Ayrışma, çatışma ve huzursuzluk” kaçınılmaz olur!.. Böyle bir durumda da yaşanılan toplum’da huzur, saygı ve sevgi’ den söz edilemez.
Yaşadığımız şu gök kubbe altında sevgi, saygı, merhamet, hoşgörüyü içinde barındıran, eser bırakabilen, dostunun, arkadaşının yardımına koşabilen, sevgi insanı olabilen, saygı ve merhamet duyguları gelişmiş, içinde nefret ve kin gibi duyguları olmadan yaşayabilenlere ne mutlu…
Ne mutlu bu dünyada sevgi ve şefkat insanı olabilenlere, yaşadığı toplumda insanlara saygılı, faydalı birey olanlara, çevresindeki insanlara iyiliği ve güzelliği tavsiye edenlere…