YAZARLAR

Gastronomi Kenti Ama Kimin İçin?

 

Gaziantep bir “gastronomi kenti”…

Evet, tabelalarda öyle yazıyor. Ödüller alındı, unvanlar verildi, dünya listelerine girildi.

Peki soralım: Bu şehirde yaşayanlar için mi gastronomi kenti, yoksa sadece vitrinde mi?

Bugün bir restoranda iftar menüsü 800 TL’den başlıyor, 2.000 TL’ye kadar çıkıyor. Dört kişilik bir aile dışarıda iftar yapmak istese neredeyse asgari ücretin yarısını bir akşamda bırakacak. Bu mudur gastronomi kenti olmak?

Üstelik Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı bir gazeteye verdiği röportajda, “Bütçen yetmiyorsa gitmeyin” diyebiliyor.

Bu söz sadece bir cümle değil. Bu söz, şehirdeki dar gelirliye, emekliye, asgari ücretliye “Bu şehirde bazı yerler sana göre değil” demektir.

Bir esnaf odası başkanının görevi vatandaşa kapıyı göstermek mi, yoksa esnaf ile halk arasında denge kurmak mı?

Gaziantep neden bu kadar pahalı?

Neden bir Adana değil?

Neden bir Urfa değil?

Neden bir Maraş değil?

Aynı coğrafya, aynı kültür, aynı mutfak zenginliği… Ama fiyatlar uçmuş durumda. Kiralar artmış olabilir, maliyetler yükselmiş olabilir. Ancak mesele artık maliyet açıklamasıyla geçiştirilecek noktayı aşmış görünüyor. Çünkü artan sadece maliyet değil, şehirdeki “ulaşılamazlık” hissi.

Her geçen yıl turist sayısında zorlanıyoruz. Gelen turist bir kez geliyor, fiyatları görünce ikinci kez düşünmeye başlıyor. Gastronomi turizmi sadece “lüks restoran” demek değildir. Sokaktaki vatandaşın da o kültürün parçası olması gerekir. Yerel halkın gidemediği restoran, turiste ne kadar sürdürülebilir olabilir?

Şehir pahalılaştıkça iki Gaziantep oluşuyor:

Bir tarafta yüksek fiyatlı mekanlarda oturabilenler,

Diğer tarafta vitrinlere bakıp evine dönenler.

Bu ayrışma sağlıklı değil.

Gastronomi kenti olmak demek; erişilebilir olmak demektir.

Halkıyla birlikte büyümek demektir.

İftar sofralarının bereketini sadece menü fiyatlarıyla ölçmemek demektir.

Bugün insanlar sadece restorana gitmeyi değil, pazara çıkmayı bile hesap ederek yapıyor. Bu gidişatın sonu nereye varır bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bir şehir kendi insanına pahalı gelmeye başlamışsa, orada ciddi bir alarm vardır.

Allah sonumuzu hayır etsin.

Çünkü bu gidişatın sonu pek görünmüyor.