Halkın Oyunu Alan, Halkın İçinde Kalmalı
Siyaset sadece sandıkta yapılmaz. Hatta gerçek siyaset sandık kurulduğu gün değil, sandık kaldırıldıktan sonra başlar.
Seçim dönemlerinde hep aynı manzaraya alışığız. Çarşıda, pazarda, mahallede, esnaf ziyaretlerinde, taziyelerde, düğünlerde siyasetçileri daha sık görürüz. Kapılar çalınır, eller sıkılır, hatırlar sorulur. Fotoğraflar çekilir, vaatler sıralanır. Sonra seçim biter. Sandıklar toplanır. Ve çoğu zaman o kalabalık temas da yavaş yavaş kaybolur.
Oysa siyasetçinin asli görevi seçimden seçime halkın karşısına çıkmak değildir. Adı üzerinde siyaset; adı üzerinde vekillik. Vekil, birini temsil eden kişidir. Halk sizi seçiyor, sizi kendi iradesinin temsilcisi olarak Meclis’e, belediyeye, karar mekanizmalarına gönderiyor. O halde temsil görevi sadece oy isterken değil, görev süresinin her gününde devam eder.
Seçimsiz dönemde siyaset daha kıymetlidir. Çünkü o dönemde yapılan ziyaret samimidir. O dönemde atılan adım gösteriş için değil, gerçekten sorun dinlemek için atılmış olur. O dönemde sıkılan el, oy hesabıyla değil, gönül bağıyla sıkılmış olur.
Bir siyasetçi esnafın kapısını sadece seçim broşürü bırakmak için çalmamalı. Sabah siftah yapamayan esnafın derdini dinlemek için de o kapının eşiğinden geçmeli. Mahalle arasında oynayan çocukların güvenliği için, parkların hali için, sokak lambalarının yanıp yanmadığı için de mahalleleri dolaşmalı. Taziyeye sadece fotoğraf vermek için değil, acıyı paylaşmak için gitmeli. Çünkü siyaset insana değmeden yapılamaz.
Bugün toplumun en büyük şikâyetlerinden biri şu: “Seçimden sonra kimseyi göremiyoruz.” Bu cümle sıradan bir sitem değildir. Bu cümle, temsil bağının zayıfladığının göstergesidir. Oysa güçlü demokrasi sadece sandıkla değil, sürekli temasla ayakta kalır.
Siyasetçi halkın içinde olmalı.
Korumalarla çevrili, ulaşılmaz, programı haftalar öncesinden dolu, spontane bir esnaf ziyaretini bile planlamadan yapamayan bir siyaset anlayışı, zamanla halktan kopar. Oysa sokak nabızdır. Çarşı termometredir. Kahvehane kamuoyu yoklamasıdır. Sosyal medyadaki yorumlar değil, yüz yüze kurulan temas gerçeği gösterir.
Seçimsiz dönem, aslında siyasetçinin kendini yenileme dönemidir. Hangi vaatler tutuldu? Hangi sorunlar çözülmedi? Nerede eksik kalındı? Halkın önüne tekrar gitmeden önce, halkın içine girmek gerekir. Siyasetçi eleştiriden korkmamalı. Aksine, eleştiriyi yerinde dinlemeli. Çünkü en sert eleştiri bile bir geri bildirimdir.
Bugün ekonomik sıkıntılar konuşuluyor. Hayat pahalılığı, işsizlik, gençlerin gelecek kaygısı… Bunlar sadece raporlarda okunacak başlıklar değil. Bir üniversite mezununun iş ararken yaşadığı hayal kırıklığı, bir annenin mutfakta yaptığı hesap, bir emeklinin ay sonunu getirme çabası… Bunlar ancak halkın içine girildiğinde gerçek boyutuyla anlaşılır.
Siyaset masa başında değil, saha içinde yapılır.
Mahalle gezmek küçümsenecek bir iş değildir. Taziye ziyaretleri “rutin program” değildir. Esnaf ziyareti “klasik protokol etkinliği” değildir. Bunlar siyasetçinin toplumsal hafızaya dokunduğu anlardır. İnsanlar kendilerini değerli hissetmek ister. “Bizi hatırladı” demek ister. Çünkü temsil edilmek sadece oy vermekle bitmez; görülmek, duyulmak ve önemsenmekle tamamlanır.
Seçimsiz dönemde aktif olan siyasetçi, seçim döneminde zaten karşılığını görür. Ama mesele sadece karşılık görmek değildir. Mesele güven inşa etmektir. Güven bir günde oluşmaz. Yıllar içinde, istikrarlı temasla, samimi duruşla oluşur.
Bugün toplumun siyasete olan mesafesi artıyorsa, bunun bir nedeni de temas eksikliğidir. İnsanlar kendilerini yalnız hissettiklerinde, karar mekanizmalarından uzaklaştıklarını düşündüklerinde umutsuzluk büyür. Oysa siyasetçinin görevi umut üretmektir. Umut, kürsü konuşmalarıyla değil, halkın omzuna dokunarak üretilir.
Unutulmamalıdır ki vekillik bir makam değil, bir emanettir. O emanetin sahibi millettir. Emaneti taşıyan kişi de o emanete layık olmak zorundadır. Layık olmanın yolu da halkın içinde olmaktan geçer.
Siyaset sadece projeler açıklamak değildir. Siyaset aynı zamanda hal hatır sormaktır. Siyaset sadece yasa yapmak değildir. Siyaset aynı zamanda gönül yapmaktır. Siyaset sadece konuşmak değildir. Siyaset dinlemektir.
Seçimsiz dönemde siyaset yapılmazsa, seçim dönemindeki sözler havada kalır. Ama seçimsiz dönemde sürekli temas kurulursa, seçim zaten doğal bir sürecin parçası olur.
Bu yüzden siyasetçi seçimden seçime değil, her gün sahada olmalı. Esnafın yanında, mahallenin içinde, taziyede, düğünde, gençlerin toplantısında, kadınların sohbetinde…
Çünkü bu halk sizi seçiyor.
Siz de halkın içinde olun.