SONNOKTA TV RÖPORTAJ

Nerede O Eski Ramazanlar? Kapılar Sonuna Kadar Açıktı

Nerede O Eski Ramazanlar?

Kapılar Sonuna Kadar Açıktı

“Ah nerede o eski Ramazanlar…” sözü, her yıl bu mübarek ay geldiğinde daha sık duyuluyor. Çünkü bir zamanlar Ramazan, sadece oruç ve iftar saatinden ibaret değildi. Mahallede neredeyse her evin kapısı açıktı. Davetsiz gelen misafir baş tacı edilir, sofraya bir tabak daha eklenir, bereketin paylaştıkça arttığına inanılırdı.

İftar Sofraları Kalabalıktı

Günler öncesinden yapılan davetler, büyük hazırlıklar ve tatlı telaşlar… Aynı sofrada komşular, akrabalar, hatta yoldan geçen bir misafir bile yer bulurdu. Çocuklar iftar saatini heyecanla bekler, büyükler dualarla oruçlarını açardı. O sofralarda sadece yemek değil, muhabbet ve samimiyet de paylaşılırdı.

AddText_03-02-05.53.18-i69a5a53f1588b.jpg

Teravih Sonrası Mahalle Buluşmaları

Teravih namazı sonrası sokaklar şenlenirdi. Çaylar demlenir, tatlılar ikram edilir, uzun sohbetler edilirdi. Çocukların neşesi, büyüklerin hatıraları Ramazan gecelerine ayrı bir anlam katardı. Yardımlaşma ise sessiz ve gösterişsizdi; ihtiyaç sahipleri incitilmeden gözetilirdi.

Değişen Zaman, Azalan Samimiyet

Bugün de iftar sofraları kuruluyor, davetler yapılıyor. Ancak yoğun iş temposu, şehir hayatının koşuşturması ve dijitalleşen iletişim, eski komşuluk bağlarını zayıflatmış durumda. Artık birçok davet bir mesajla yapılıyor, ziyaretler kısa sürüyor. Kalabalık mahalle sofralarının yerini daha dar aile buluşmaları almış gibi görünüyor.

Ramazan’ın Ruhu Hâlâ Bizimle

Belki de “eski Ramazanlar” dediğimiz şey; samimiyet, paylaşma ve birlik ruhuydu. Ve aslında o ruh kaybolmadı, sadece biraz ihmal edildi.

Bir kapıyı çalmak, bir komşuyu iftara davet etmek, bir ihtiyaç sahibini gözetmek… Belki de eski Ramazanları yeniden yaşamak için yapmamız gereken tek şey bu. Çünkü Ramazan, takvimdeki bir ay değil; gönülleri birleştiren bir bereket mevsimi.