Karar Veremeyen İnsan mı Olduk, Seçeneği Çok İnsan mı?
30/09/2026 16:17 | Son Güncelleme : 30/09/2026 17:47
| Müslüm OKATAN
Merhaba Sevgili Son Nokta Ailesi,
Ben Seda Arpacı. Kişisel Gelişim Uzmanı olarak bundan sonra Son Nokta’daki yazılarımla sizlerle birlikte olacağım.
Hayata, insan ilişkilerine, kişisel gelişime ve günlük yaşamda hepimizin karşılaştığı duygu ve düşüncelere farklı pencerelerden bakacağımız bu köşede; bazen kendimizi sorgulayacak, bazen farkındalık kazanacak, bazen de hayatın içinden küçük ama önemli detaylara birlikte dokunacağız.
Her yazıda kendimizden bir parça bulmak, düşünmek ve birlikte gelişmek dileğiyle… Son Nokta ailesinde sizlerle buluşmaktan mutluluk duyuyorum.
Eskiden seçeneklerin azlığından yakınırdık. Bugün ise seçeneklerin çokluğu arasında karar vermeye çalışıyoruz.
Akşam ne izleyeceğimize karar vermek için dakikalarca platformlarda dolaşıyor, bir ürün almadan önce onlarca yorumu okuyor, gideceğimiz yeri seçerken alternatifleri karşılaştırıyoruz. Bazen seçimimizi yaptıktan sonra bile konu kapanmıyor:
“Acaba diğerini mi seçmeliydim?”
Belki de mesele her zaman karar verememek değil. Önümüzde gereğinden fazla seçenek olması.
Çünkü seçenek arttıkça özgürlüğümüzün de artacağını düşünüyoruz. Bir noktaya kadar bu doğru. Alternatiflerin olması insana seçim alanı sunar. Ancak seçenekler çoğaldığında karar vermek kolaylaşmak yerine zorlaşabilir.
Her ihtimali değerlendirmeye çalışırken zihinsel olarak yoruluruz. Üstelik artık yalnızca iyi bir seçim yapmak istemiyoruz. Çoğu zaman en doğru seçimi bulmaya çalışıyoruz.
Asıl yorucu olan da bu olabilir.
İyi olan yetmiyor, en iyisini arıyoruz.
Bugün herhangi bir konuda karar verdiğimizde, seçmediğimiz alternatifler de gözümüzün önünde kalmaya devam ediyor.
Bir yere gittik, başka bir yerde daha güzel vakit geçiriyor olabilir miydik?
Bir ürün aldık, biraz daha araştırsak daha iyisini bulabilir miydik?
Bir karar verdik, başka türlü davransaydık hayatımız nasıl olurdu?
Seçim yaptıktan sonra bile seçenekleri zihnimizde açık tutuyoruz.
Böyle olunca karar vermek bir rahatlama yaratmak yerine yeni bir sorgulamanın başlangıcına dönüşebiliyor.
Oysa her kararın sonunda yüzde yüz emin olmak mümkün değil.
Çünkü karar verirken geleceği bilmiyoruz. O an sahip olduğumuz bilgiyle, ihtiyaçlarımızla ve koşullarımızla seçim yapıyoruz.
Belki de yetişkinlik biraz da bunu kabul etmekle ilgili.
Her doğru karar, kusursuz karar olmak zorunda değildir.
Kararsızlığın arkasında bazen hata yapma korkusu vardır.
Karar vermekte zorlandığımızda kendimizi hemen “kararsız biri” olarak tanımlayabiliyoruz.
Oysa bazen problem karar verememek değil, yanlış karar vermeye tahammül edememektir.
Seçimimizin sonucundan pişman olmaktan korktuğumuzda daha fazla araştırıyor, daha fazla fikir alıyor, biraz daha bekliyoruz.
Sanki yeterince düşünürsek yanlış yapma ihtimalini tamamen ortadan kaldırabilecekmişiz gibi.
Fakat hayatın önemli kararlarının çoğunda böyle bir garanti yok.
Bazen bütün verileri değerlendirirsiniz ve yine de yanılabilirsiniz.
Bu, kötü karar veren biri olduğunuz anlamına gelmez. Karar vermenin doğasında belirsizlik olduğunu gösterir.
Başkalarının fikri kararımızı kolaylaştırıyor mu?
Karar verirken çevremize danışmak elbette değerli. Farklı bir bakış açısı, göremediğimiz bir noktayı fark etmemizi sağlayabilir.
Fakat çok fazla kişiye danıştığımızda başka bir sorun ortaya çıkıyor.
Her insan kendi deneyiminden konuşuyor.
Birinin kesinlikle yap dediğine diğeri “Ben olsam asla” diyebiliyor.
Sonunda başladığımız noktadan daha fazla seçenekle baş başa kalıyoruz.
Belki bu nedenle fikir almakla kararımızı başkalarına bırakmak arasındaki çizgiyi korumamız gerekiyor.
Çünkü sonunda o seçimin sonucunu yaşayacak olan biziz.
Her seçimin bir vazgeçişi vardır
Karar vermenin zor taraflarından biri de budur.
Bir şeyi seçtiğimizde diğer ihtimallerden en azından o an için vazgeçeriz.
Belki de bazen karar veremememizin nedeni seçeneklerden birini istememek değil, hiçbirinden vazgeçmek istememektir.
Oysa bütün kapıları sonsuza kadar açık tutmaya çalışmak da bir seçimdir. Ve çoğu zaman bizi olduğumuz yerde bırakır.
Bu nedenle kendimize “En doğru seçenek hangisi?” diye sormak yerine bazen daha sade bir soru sormak işe yarayabilir:
“Şu an benim için yeterince iyi olan seçim hangisi?”
Her karar hayatımızın yönünü değiştirmeyecek.
Her seçim mükemmel olmak zorunda değil.
Ve verdiğimiz her karardan ömür boyu memnun kalacağımızın garantisi de yok.
Belki karar vermeyi kolaylaştıran şey bütün seçenekleri kontrol edebilmek değil, bazı belirsizliklerle yaşamayı kabul edebilmektir.
Çünkü hayat çoğu zaman önümüze doğru ve yanlış yazan iki kapı koymuyor.
Bazen karşımızda sadece farklı ihtimaller var.
Ve bir noktadan sonra yapabileceğimiz şey, bütün yolları hesaplamak değil; birini seçip yürümeye başlamak.
Seda Arpacı
Kişisel Gelişim Uzmanı
