BU KADAR ANORMALLİĞE NASIL ALIŞTIK?
09/10/2026 06:40 | Son Güncelleme : 09/10/2026 07:49
| Müslüm OKATAN
Merhaba Son Nokta ailesi,
Bu haftaki yazımda, günümüzde gündemin kalabalığı arasında geri plana ittiğimiz, oysa hayatımızın tam ortasında duran meseleleri konuşmak istiyorum. Geçim sıkıntısını, çocuklarımızın güvenliğini, kadınların yaşam hakkını ve gençlerimizin geleceğe dair kaygılarını… En çok da bütün bunlara nasıl alışmaya başladığımızı.
Her şeyden önce, üç tarafı denizlerle çevrili memleketimizde bir kesim açlıkla mücadele ederken, diğer tarafta “fon” adı altında konuşulan milyonları, kazançları ve para iadelerini sorgulayalım. Rakamların büyüklüğü kadar, bu paraların nasıl bu kadar büyüdüğünü de soralım. Birileri evine ekmek götürmenin hesabını yaparken, gündemin başka bir köşesinde milyonların konuşulması bize ne anlatıyor?
Her şeyden önce, çocuklarımızı güvenli olduğuna inanarak gönderdiğimiz okulları konuşalım. Çocuklarımızı sabah okula uğurlarken aklımızda dersleri, sınavları ve arkadaşları olsun. Başlarına kötü bir şey gelip gelmeyeceği değil. Bir anne babanın en doğal beklentisi, çocuğunun akşam evine sağ salim dönmesidir. Bu beklenti kaygıya dönüşmemeli.
Her şeyden önce, her gün bir yenisini duyduğumuz kadın cinayetlerini konuşalım. Bir kadının daha hayatını kaybetmesini, birkaç gün konuşulup ardından gündemin altında kalan sıradan bir habere dönüştürmeyelim. Kaybedilen her hayatın ardında yarım kalan hayaller, dağılan aileler ve dinmeyen acılar olduğunu unutmayalım.
Ama bütün bunlardan önce, bir sorunu çözebilmek için o sorunun varlığını kabul edelim.
Çünkü ne kadar alışmış olursak olalım; geçim sıkıntısı bir sorundur. Çocukların güvenliğinden endişe etmek bir sorundur. Kadınların korkuyla yaşaması, gençlerin geleceğe umutla bakamaması bir sorundur. Bunları görmezden gelmek ya da “Hayat böyle” diyerek geçiştirmek, hiçbirini ortadan kaldırmaz.
Bugün birbirinden farklı gibi görünen bütün bu meselelerin aslında aynı yere dokunduğunu düşünüyorum: İnsanın kendini güvende, değerli ve geleceğinden emin hissetme ihtiyacına.
Bu yüzden her şeyden önce çocuklarımıza insan olmayı, sevmeyi ve saygı duymayı öğretelim. Aldıkları eğitim ve elde ettikleri başarı kadar, başkasının hayatına, emeğine ve hakkına verdikleri değer de önemlidir. Karşılarındaki insanın acısını anlayabilsinler. Haksızlığa sessiz kalmamayı, güçsüzü ezmemeyi, farklı olana saygı duymayı öğrensinler.
Çocuklarımız yaşamayı da yaşatmayı da bilsin.
Mesele, hepimizin içinde yaşadığı hayatta giderek daha fazla anormalliği “normal” kabul etmeye başlaması. Şiddete, adaletsizliğe, yoksulluğa ve korkuya alıştıkça, bunlara karşı sesimiz de azalıyor.
Oysa bir acıyı sık duymak, onu sıradanlaştırmamalı. Bir haksızlığın sürekli yaşanması, onu kabul edilebilir hâle getirmemeli.
Her şeyden önce, bu kadar anormalliğe alışmayı bırakalım. Çünkü alıştığımız her haksızlık, çocuklarımıza bıraktığımız hayatın bir parçası oluyor.
