ÇOCUĞUNUZ GERİDE Mİ, YOKSA KENDİ MEVSİMİNDE Mİ?
20/10/2026 17:55 | Son Güncelleme : 20/10/2026 19:42
| Müslüm OKATAN
Merhaba Son Nokta ailesi,
Bugün sizlerle çocuklarımızın büyüme ve öğrenme yolculuğuna dair konuşmak istiyorum. Bazen bir sınıfta, bazen evde, bazen de başka bir çocuğun başarısını duyduğumuzda aklımızdan aynı soru geçiyor: “Acaba bizim çocuğumuz geride mi kalıyor?” Bu kaygıyla onun çabasını, küçük adımlarını ve kendine özgü yeteneklerini gözden kaçırabiliyoruz. Gelin, bu kez çocukların gelişimine onların dünyasından bakalım.
Bir çocuğun gelişimini başkasının takvimiyle ölçmek, onun kendi mevsimini görmezden gelmek değil midir?
Aynı sınıfta oturan çocuklar… Aynı dersi dinleyen, aynı etkinliği yapan, aynı sorularla karşılaşan onlarca farklı dünya.
Biri okumayı erkenden söker, diğeri biraz daha zamana ihtiyaç duyar. Biri düşüncelerini hemen ifade eder, diğeri kelimelerini bulmak için bekler. Biri matematik problemlerini kolayca çözerken diğeri bir hikâyenin içinde kaybolmayı sever.
Peki, bütün bu çocuklardan aynı hızda ilerlemelerini beklemek ne kadar doğru?
Eğitimde çoğu zaman ilerlemeyi hızla, başarıyı sonuçla ölçüyoruz. Çabuk öğreneni başarılı, daha yavaş ilerleyeni ise geride kalmış olarak tanımlayabiliyoruz. Oysa öğrenme bir yarış pisti değildir. Her çocuğun aynı çizgiden başlayıp aynı anda bitişe ulaşması gerekmez.
Çünkü çocuklar aynı değildir; dolayısıyla gelişim yolculukları da aynı olmak zorunda değildir.
Bir çocuğun bugün yapamadığı bir şeyi yarın başarabilmesi, gelişimin en doğal parçalarından biridir. Ancak biz yetişkinler bazen bu yarına sabretmekte zorlanıyoruz. Başka bir çocuğun ilerleyişini gördüğümüzde kendi çocuğumuzun eksik kaldığını düşünüyor, iyi niyetle de olsa onu başkalarının ölçüleriyle değerlendirmeye başlıyoruz.
“Arkadaşın çoktan bitirdi, sen neden bitiremedin?”
“Bak, o okuyabiliyor. Sen neden hâlâ zorlanıyorsun?”
Bu cümleler belki bir çocuğu hızlandırmak amacıyla söyleniyor. Fakat çocuk, zamanla öğrenmesi gereken şeye değil, başkalarından geri kalmamaya odaklanabiliyor. Merakının yerini kaygı, öğrenme isteğinin yerini başarma zorunluluğu alabiliyor.
Oysa bir çocuğun ihtiyacı bazen kendisine inanacak bir yetişkinin varlığını hissetmektir.
Peki, öğretmenin görevi herkesi aynı noktaya getirmek midir, yoksa her çocuğun bulunduğu noktadan ilerlemesine rehberlik etmek mi?
Elbette eğitimde hedeflerimiz, kazanımlarımız ve sorumluluklarımız var. Her çocuğun öğrenmesini desteklemek, güçlük yaşadığı alanları fark etmek ve ihtiyaç duyduğu desteği sağlamak zorundayız. Çocuğun kendi hızına saygı duymak, yaşadığı güçlükleri görmezden gelmek anlamına gelmez. Sabırla gözlemlemek ve gerektiğinde uygun desteği sağlamak da bu yolculuğun bir parçasıdır.
Bazen bir çocuk için büyük bir ilerleme, tek başına bir metni okuyabilmektir. Bir diğeri için düşüncesini arkadaşlarının önünde rahatça ifade edebilmek… Bir başkası içinse hata yaptığında yeniden denemeye cesaret edebilmek.
Bunların hepsi gelişimdir. Üstelik bazı gelişimler karneye sığmaz, bir sınav sonucunda görünmez ve birkaç kelimeyle ölçülemez.
Belki de öğretmenliğin en kıymetli tarafı tam burada başlar: Başkalarının henüz fark etmediği bir gelişimi, çocuğun kendisi bile fark etmeden görebilmek.
Bir çiçeğin bugün açmamış olması, hiç açmayacağı anlamına gelir mi? Ona uygun koşulları sağlamak, ihtiyaçlarını fark etmek ve gelişimini desteklemek bizim sorumluluğumuzdur.
Çocuklar da böyledir. Her birinin neye ihtiyaç duyduğunu anlamak, güçlü yanlarını görmek ve zorlandığı alanlarda yanında olmak gerekir.
Belki de artık çocuklarımıza daha sık “Düne göre neleri başarabildin?” diye sormalıyız. Kendi ilerleyişini fark eden bir çocuk, gösterdiği çabanın değerini de daha iyi anlayabilir.
Çünkü eğitimin amacı, çocukların kendi potansiyellerini keşfetmelerine yardımcı olmaktır.
Ve unutmayalım: Bir bahçedeki bütün çiçekler aynı gün açmaz. Güzellikleri de kendi renkleriyle var olabilmelerinden gelir.
Her çocuk aynı anda çiçek açmak zorunda değil. Bazen bize düşen, ihtiyaç duyduğu desteği sunarken onun mevsimine güvenmektir.
