Deprem, Pandemi, Fırtına: Gaziantep'in Zor Yılları
04/05/2026 19:17 | Son Güncelleme : 04/05/2026 21:09
| Müslüm OKATAN
Gaziantep için yazılacak her cümle artık sıradan bir şehir haberinin ötesine geçmek zorunda. Çünkü yaşananlar artık tekil olaylar değil; biriken, üst üste gelen, yoran ve derin izler bırakan bir sürecin parçaları.
Gaziantep…
Tarihin en eski yerleşimlerinden biri. Ticaretin, üretimin, kültürün ve direncin sembolü. Ama son yıllarda bu şehir adeta aralıksız sınavlardan geçiyor.
Önce pandemi…
COVID-19 sadece bir hastalık değildi. Hayatı durduran, insanları birbirinden koparan, ekonomiyi sarsan bir süreçti. Her evde bir kaygı, her sokakta bir sessizlik bıraktı.
Ardından 6 Şubat…
Sadece binalar yıkılmadı.
Hafızamız çöktü.
Güven duygusu sarsıldı.
İnsanlar hem hayatta kalmanın hem kaybettiklerinin yükünü taşımak zorunda kaldı.
Bir yandan da bu coğrafyanın bitmeyen gerçeği: savaşlar…
Suriye’deki istikrarsızlık, sınırın hemen ötesinde süren çatışmalar, İran-ABD gerilimi, İsrail’in bölgedeki hamleleri…
Gaziantep tüm bu gelişmelerin tam ortasında, bu yükü hissederek yaşamaya devam etti.
Ve şimdi…
Doğa bir kez daha konuştu.
Fırtına mı, Uyarı mı?
Gaziantep’te yaşanan son fırtına sıradan bir meteorolojik olay değil.
Yarım asırlık ağaçları kökünden söken bir güçten bahsediyoruz.
Fıstık ağaçları…
Zeytin bahçeleri…
Yani bu şehrin geçim kaynağı, emeği, alın teri…
Hepsi birkaç saat içinde zarar gördü.
Bu sadece tarımsal bir kayıp değil.
Bu, ekonomiye darbe.
Bu, üreticiye darbe.
Bu, geleceğe darbe.
Ama aslında mesele bundan daha büyük.
Asıl Korkutan Ne Biliyor musunuz?
Fırtına değil.
Fırtınadan sonra yaşanan panik.
İnsanlar birbirine ulaşmaya çalışıyor…
Telefon hatları kilitleniyor…
Şehir bir anda deprem anındaki o çaresizliğe geri dönüyor.
Bu ne demek?
Bu şehir hâlâ iyileşmedi demek.
Bu şehir hâlâ o günü yaşıyor demek.
Bu şehir sadece fiziksel değil, duygusal olarak da büyük bir yük taşıyor demek.
Bir Şehir Üst Üste Ne Kadar Yük Taşır?
Pandemi…
Deprem…
Savaşların gölgesi…
Ekonomik zorluklar…
Ve şimdi doğa olayları…
Bunlar ayrı ayrı yaşanıp bitmiş olaylar değil.
Hepsi aynı hafızada birikiyor.
Balkonlar yıkılıyor…
Camlar patlıyor…
Arabalar zarar görüyor…
Dereler taşıyor…
Ve insanlar aynı soruyu soruyor:
“Daha ne göreceğiz?”
Bu bir serzeniş değil.
Bu, bir toplumun yorgunluğu.
Altyapı Ne Durumda?
Bir fırtına oluyor:
Telefon hatları çöküyor
AVM’lerde elektrik kesiliyor
İnsanlar panik içinde kalıyor
Peki soralım:
Bu şehir bir sonraki büyük afete hazır mı?
Eğer bir fırtınada bu tablo ortaya çıkıyorsa, daha büyük bir felakette ne olacak?
“Zararlar Karşılanacak” Yetmez
Yetkililer sahada. Açıklamalar geliyor:
“Zararlar karşılanacak.”
Ama mesele sadece zararı ödemek değil.
Mesele şu soruları sormak:
Neden bu kadar büyük zarar oluştu?
Neden altyapı bu kadar kırılgan?
Neden iletişim sistemleri bu kadar çabuk kilitleniyor?
Bu sorular sorulmadan yapılan her müdahale, sadece günü kurtarır.
Gaziantep Yoruldu Ama Ayakta
Evet, bu şehir yoruldu.
Ama aynı zamanda hâlâ ayakta.
Esnaf kepenk açıyor…
Üretici yeniden toprağa bakıyor…
İnsanlar yeniden toparlanmaya çalışıyor…
Gaziantep’in en büyük gerçeği bu:
Yıkılsa da yeniden ayağa kalkmayı biliyor.
Bu Bir Tesadüfler Zinciri Değil
Deprem…
Pandemi…
Savaşlar…
Ekonomik baskı…
Doğa olayları…
Bunlar tesadüf değil.
Bunlar biriken risklerin, ihmal edilen hazırlıkların ve ağırlaşan koşulların sonucu.
Son Söz: Bu Bir Uyarı
Gaziantep bir şehirden fazlası.
Ama artık açıkça görülüyor:
Bu şehir alarm veriyor.
Bu yazı sadece bir eleştiri değil.
Bir hatırlatma.
Çünkü mesele şu:
Bir sonraki felaketin ne zaman olacağı değil,
ona nasıl hazır olacağımızdır.
Ve eğer bu soruya bugün cevap vermezsek…
Yarın çok geç olabilir.
