HÜRMÜZ BOĞAZI: UZAKTAKİ KRİZ, SOFRAMIZDAKİ YANGIN
20/04/2026 18:48 | Son Güncelleme : 20/04/2026 21:00
| Müslüm OKATAN
Hürmüz Boğazı sadece haritada görülen bir geçiş noktası değil; küresel ekonominin nabzının attığı en kritik damar. Dünya deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık yüzde 20 ila 30’u buradan geçiyor. Yani orada yaşanan en küçük bir gerilim bile binlerce kilometre ötede bizim mutfağımıza, cebimize, yaşamımıza doğrudan yansıyor.
Peki asıl kritik soru şu: Eğer petrolün sadece yüzde 20-30’u Hürmüz’den geçiyorsa, geri kalan yüzde 70 nereden geliyor? Ve neden bu kadar büyük bir etki oluşuyor?
Çünkü mesele sadece miktar değil, kritik geçiş noktası olması. Hürmüz; Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Katar, BAE gibi dünyanın en büyük enerji üreticilerinin çıkış kapısı. Alternatif yollar var ama ya kapasitesi sınırlı ya da maliyeti çok daha yüksek. Yani o yüzde 20-30, aslında piyasayı belirleyen “kilit vana” gibi çalışıyor. Orada risk arttığında sadece o petrol değil, tüm küresel enerji fiyatları yukarı çekiliyor.
Geri kalan yüzde 70 ise Rusya, Amerika, Afrika ülkeleri, Kuzey Denizi gibi farklı kaynaklardan geliyor. Ama fiyat dediğimiz şey sadece arz değil, beklenti ve riskle de belirleniyor. Hürmüz’de gerilim varsa, piyasalar “ya tamamen kapanırsa?” korkusuyla hareket ediyor. İşte bu yüzden etkisi oranından çok daha büyük oluyor.
Yaklaşık 2 aydır bu etkinin ağırlığını daha net hissediyoruz. İran-İsrail-Amerika hattında netleşmeyen ama sürekli tırmanan bir gerilim var. Savaş var mı yok mu tartışması sürerken bile ekonomi çoktan tepki verdi. Petrol fiyatları yukarı gidiyor, ham madde maliyetleri artıyor, üretim zorlaşıyor.
Plastik ürünlerden gıdaya, ulaşımdan elektriğe kadar her şey zincirleme şekilde zamlanıyor. Markette, pazarda etiketler neredeyse her gün değişiyor. Dün aldığını bugün aynı fiyata bulamıyorsun.
Sorun sadece fiyatların artması değil. Asıl mesele gelirlerin yerinde sayması. Maaş aynı, ama hayat her gün biraz daha pahalı. İnsanlar artık ay sonunu getirmeyi değil, ayın ortasını nasıl geçireceğini hesaplıyor. Ekmeğe gelen zam daha çok yeni ama kimse bunun son zam olduğuna inanmıyor.
Çünkü gerçek şu: Enerji pahalanınca her şey pahalanır. Üretim artar, nakliye artar, raf fiyatı artar. Ve bu zincirin en sonunda yine vatandaş vardır.
Piyasa zaten kilitlenmiş durumda. Sıcak para yok, yatırımcı temkinli, esnaf zor durumda. Alım gücü her geçen gün biraz daha eriyor. Küçük bir kıvılcım bile büyük dalgaya dönüşebilecek bir ortamdayız.
Şimdi herkesin aklında aynı soru var: Bu zamlar geri gelecek mi? Savaş biterse fiyatlar düşecek mi? Yoksa her kriz, hayat pahalılığını kalıcı mı yapacak?
Ne yazık ki bugüne kadar gördüğümüz tablo pek iç açıcı değil. Fiyatlar hızlı çıkıyor ama yavaş inmiyor. Çoğu zaman da hiç inmiyor. Çünkü sistem bir kez yukarı ayarlandı mı, geri dönüş kolay olmuyor. Olan yine dar gelirliye oluyor.
Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar bizim için uzak bir haber değil. Bu; mutfaktaki yangın, pazardaki etiket, faturadaki rakamdır. Bu; cebimizden eksilen, hayatımızdan çalınan refahtır.
Ve gerçek şu ki: Ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi, insanların nasıl yaşadığının adıdır.
Bugün yaşanan da tam olarak budur. İnsanlar artık geçinmeyi değil, ayakta kalmayı konuşuyor.
Ve herkes aynı sorunun cevabını arıyor: Bu gidişin sonu nereye varacak?
