Gaziantep’te İftar Sofraları El Yakıyor: Bu Mu Ramazan’ın Ruhu?
22/02/2026 11:38 | Son Güncelleme : 22/02/2026 23:41
| Müslüm OKATAN
Gaziantep’te eskiden Ramazan demek; komşunun tabağının boş dönmemesi demekti.
Kalealtı’nda omuz omuza yürüyen samimi bir kalabalık demekti.
Sofranın çeşitliliği değil, huzuru demekti.
Her evde pişen o mis gibi yuvalamanın kokusu demekti.
Şimdi soruyorum: Ne değişti?
Bugün aynı şehirde, aynı sokaklarda yaşıyoruz ama Ramazan’ın ruhu ile Ramazan’ın faturası arasında uçurum var. Bir zamanlar paylaşmanın ayı olan Ramazan, adeta “fiyat yarışı” ayına dönüştü. Gaziantep’te iftar menüleri 800 TL’den başlayıp 2.250 TL’ye kadar çıkıyor. Normal zamanda 500 TL’ye satılan bir porsiyon kebap, Ramazan gelince nasıl oluyor da neredeyse dört katına ulaşıyor?
Bu sadece bir fiyat artışı meselesi değil. Bu, vicdan meselesidir.
Asgari ücretin 28 bin TL olduğu bir ülkede, iki kişilik bir ailenin dışarıda iftar açması neredeyse küçük bir servete mal oluyor. Hesap basit: İki kişi 2.000–3.000 TL arasında bir bedel ödeyecek. Ulaşımı, yan masrafları eklediğinizde bir akşamlık iftar, dar gelirli bir ailenin haftalık mutfak giderine denk geliyor. Peki bu şehirde herkes yüksek gelirli mi?
Gaziantep bir gastronomi şehri. Bu unvan elbette kıymetli. Ancak gastronomi demek; fiyatı şişirmek, “nasıl olsa turist gelir” mantığıyla hareket etmek midir? Yoksa kaliteyi koruyarak erişilebilir olmak mıdır?
Bir de “Bütçesine uymayan gitmesin” anlayışı var. Bu söz, ekonomik bir tercih önerisi gibi sunulsa da aslında toplumsal bir kopuşun ifadesidir. Ramazan ayında “gitmeyin” demek; paylaşmanın, birlikteliğin, aynı sofrada buluşmanın ruhuna ne kadar uygundur? Esnaf sadece ticaret yapan bir aktör değildir; aynı zamanda mahallenin, şehrin vicdanıdır. Esnafın terazisi sadece kilo tartmaz, ahlak da tartar.
Elbette maliyetler arttı. Elektrik, kira, personel giderleri… Kimse esnaf zarar etsin demiyor. Ancak Ramazan gibi manevi değeri yüksek bir ayda fırsatçılık algısı oluşuyorsa, burada bir sorun var demektir. Fiyat belirlemenin bir standardı, bir ölçüsü olmalı. Serbest piyasa demek başıboşluk demek değildir. Hele ki söz konusu olan toplumsal bir değer olan Ramazan ise…
Gaziantep’in eski Ramazanlarında sofralar belki bugünkü kadar gösterişli değildi ama bereket vardı. Çünkü bereket, tabaktaki çeşit sayısıyla değil; niyetle, paylaşmayla ölçülürdü. Bugün ise hem cebimiz hem de ruhumuz yorulmuş durumda. Çarşı pazarın bereketi azalmış, komşuluklar zayıflamış, iftar sofraları sosyal medyada paylaşılan lüks karelere dönüşmüş.
Sormak gerekiyor: Bu şehirde vicdanlar sızlamıyor mu?
Ramazan; sabrı, empatiyi ve paylaşmayı öğretir. Aç kalmanın ne demek olduğunu hatırlatır. Hal böyleyken, insanların bütçesini zorlayan iftar menüleriyle Ramazan ruhunu yaşatmak mümkün mü?
Belki de mesele sadece fiyat değil. Mesele, “ben kazanayım da gerisi önemli değil” anlayışının yaygınlaşmasıdır. Oysa Gaziantep’in ruhu bu değildir. Bu şehir; dayanışmasıyla, komşuluğuyla, paylaşımıyla büyüdü.
Yazık günah demek kolay. Ama esas zor olan; ölçüyü kaybetmemek.
Her şeyin bir standardı olmalı.
Kazancın da, fiyatın da, vicdanın da…
Ramazan; sofraları değil, kalpleri büyütme ayıdır. Eğer kalpler küçülüyorsa, en zengin iftar menüsü bile eksiktir.
