Arama

Öğretmenini Koruyamayan Toplum, Geleceğini Koruyamaz

03/03/2026 15:09 | Son Güncelleme : 03/03/2026 17:12 | Müslüm OKATAN


Öğretmenini Koruyamayan Toplum, Geleceğini Koruyamaz

 

Dün bir haber düştü ekranlara.

Soğuk, kısa ve ürkütücü bir haber:

Bir öğretmen, öğrencisi tarafından öldürüldü.

Bu cümle yalnızca bir adli vaka değildir. Bu cümle, bir toplumun aynaya bakması gereken andır.

Bir öğretmen… Her sabah sınıfın kapısını umutla açan, bir çocuğun hayatına dokunmak için çaba gösteren, sadece matematik ya da edebiyat öğretmeyen; karakter inşa eden, değer aktaran, sabrı öğreten, sınır çizen biri. Ve şimdi sormamız gereken soru şu: Bir öğrenci, öğretmenini nasıl bir rehber değil de hedef olarak görebilir?

Bu, bir anlık öfkenin sonucu değildir. Bu, yıllardır biriken ihmallerin, yanlış yaklaşımların ve görmezden gelinen kırılmaların sonucudur.

Son yıllarda eğitim sisteminde disiplin kavramı “baskı” ile eş tutulmaya başlandı. Oysa disiplin, korkutmak değildir; sınır koymaktır. Sınır koymak ise çocuğa güvenli bir alan sunmaktır. Özellikle bazı özel kurumlarda “veli memnuniyeti” merkezli yaklaşımlar, öğretmenin otoritesini zayıflattı. Öğretmen, pedagojik kararlarını uygulamak yerine kendini savunmak zorunda bırakıldı. Oysa çocuk, sınırla karşılaşmadığında özgürleşmez; aksine yönsüzleşir.

Toplum genelinde bir otorite erozyonu yaşanıyor. Aile içinde sınır koymaktan kaçınılan çocuk, okulda da sınır görmek istemiyor. “Çocuğum üzülmesin” kaygısı, “çocuğum sorumluluk alsın” ilkesinin önüne geçti. Oysa eğitim yalnızca akademik başarı değildir. Eğitim; sabretmeyi, beklemeyi, saygıyı, empatiyi ve öfke kontrolünü öğretmektir.

Dijital çağda çocuklar kontrolsüz bir içerik akışının içinde büyüyor. Şiddet sıradanlaştırılıyor. Öfke, anında boşaltılması gereken bir duygu gibi sunuluyor. Oysa öfke boşaltılmaz; yönetilir. Okullarda akademik başarı kadar sosyal-duygusal öğrenme de öncelik haline getirilmediği sürece bu tabloyu değiştirmek mümkün değildir.

Her öğretmene yönelik sözlü saldırıda “boş ver” dediğimizde, her disiplin uygulamasında öğretmeni yalnız bıraktığımızda, her saygısızlıkta “çocuk işte” diyerek geçiştirdiğimizde bugünü birlikte hazırlamış olduk.

Bu kayıp yalnızca bir öğretmenin kaybı değildir. Bu kayıp, öğretmenliğin itibar kaybıdır. Bu kayıp, eğitim sisteminin alarmıdır.

Öğretmenin pedagojik otoritesi korunmalı. Okullarda psikolojik danışmanlık sistemleri güçlendirilmeli. Ailelere sınır koyma ve sağlıklı ebeveynlik eğitimleri yaygınlaştırılmalı. Şiddete sıfır tolerans politikası net şekilde uygulanmalı. Disiplin, cezalandırma değil; sorumluluk kazandırma olarak yeniden tanımlanmalı.

Bir öğretmenin kaybı, birkaç gün manşetlerde kalacak bir haber olmamalı. Bu olay; eğitim politikalarını, aile tutumlarını ve toplumsal değerleri yeniden sorgulamamız için bir dönüm noktası olmalı.

Çünkü öğretmenini koruyamayan bir toplum, geleceğini de koruyamaz.

Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.