Merhaba SonNokta ailesi…
Doğa nasıl her bahar yeniden can buluyorsa, insanın ruhu da umutla, bilgiyle ve merhametle yeniden yeşerir. Bazen hayatın yorgunluğu içimizi kurutur, bazen kırgınlıklar dallarımızı ağırlaştırır… Ama unutmayalım; hiçbir kış sonsuza kadar sürmez. Her karanlığın ardından mutlaka bir bahar doğar. İşte bugün sizlerle, insanın kendi içindeki baharı nasıl büyütebileceğini anlatan küçük bir gönül yolculuğunu paylaşmak istiyorum…
RUHUN BAHARA UYANIŞI
Kış, yeryüzünün sessizliğidir…
Ağaçların yapraklarını döktüğü, toprağın içine çekildiği, dağların solgunlaştığı bir bekleyiş mevsimi… Ama hiçbir kış sonsuza kadar sürmez. Çünkü Rabbimiz, her zorluğun ardından mutlaka bir bahar yaratır.
Sonra bir gün…
Gökyüzünden ince ince yağmurlar düşmeye başlar. Kurumuş toprak suyla buluşur. Dağların rengi değişir. Dün kuru görünen dalların ucunda küçücük filizler belirir. Çimenler toprağın bağrından yeniden doğar. Çiçekler birer birer açılır. Rüzgâr bile başka eser artık… Sanki yeryüzü yeniden nefes alır.
Bahar aslında sadece bir mevsim değildir.
Bahar; yeniden diriliştir, yenilenmektir. Kuru dalların yeşermesi, toprağın can bulması, hayatın yeniden ayağa kalkmasıdır.
Ve insan…
İnsan da tıpkı bir ağaç gibidir.
Nasıl ki ağaç, kuruyan yapraklarını dökmeden yenilenemiyorsa; insan da içindeki kurumuş düşünceleri bırakmadan gerçek baharına ulaşamaz. İnsanın içinde de kuruyan dallar vardır: kırgınlıklar, kibir, öfke, bencillik, nefret ve umutsuzluk…
Bunlar insanın ruhundaki kuru yapraklardır. Eğer onları dökmezsek, içimizde bahar açmaz. İnsan, yemyeşil meyve veren bir ağaç olmak yerine kuru bir dal gibi kalır.
Bu yüzden insan önce kendi içindeki toprağı işlemelidir. Çünkü kurumuş bir toprağa tohum ekilmez; önce yağmur gerekir.
İşte insanın ruhuna düşen o yağmur; ilimdir, bilgidir, tevazudur, merhamettir…
Bilgi insanın kararan yönlerini aydınlatır.
Tevazu insanı yumuşatır.
Hoşgörü insanın dallarını güzelleştirir.
Merhamet ise kalbin çiçek açmasını sağlar.
Nasıl güneş ağacı ısıtıp büyütüyorsa, insan da insana sıcak davranarak birbirini büyütür. Güzel bir söz bazen bir insanın içinde filiz olur. Bir tebessüm kurumuş bir kalbi yeşertir. Bir merhamet, yıllardır susuz kalmış bir ruhu yeniden canlandırır.
Çünkü insan;
Sevgiyle gelişir,
İlimle büyür,
Tevazuyla güzelleşir.
Hayatın kendisi bile dört mevsim gibidir aslında…
Sabah ilkbahardır; umutla başlar.
Öğle yazdır; hayatın en hareketli zamanı…
Akşam sonbahardır; durulmayı öğretir.
Gece ise kıştır; susmayı, dinlenmeyi ve içe dönmeyi anlatır.
Ve her sabah yeniden doğan bir bahardır.
Her uyandığımız gün, Rabbimizin bize verdiği yeni bir filizdir aslında… Yeni bir başlangıç, yeni bir yeşerme fırsatı…
Öyleyse bu baharı sadece doğada aramayalım. Biraz da kendi içimize bakalım. Kalbimizin hangi tarafı kurudu? Hangi düşüncelerimiz yapraklarını döktü? Hangi duygularımız susuz kaldı?
Sonra içimize ilim ekelim…
Bilgi ekelim…
Tevazu ekelim…
Hoşgörü ekelim…
Merhamet ekelim…
Çünkü insan, içindeki baharı büyüttüğü kadar güzelleşir.
Ve unutmayalım…
Bir ağaç nasıl her bahar yeniden yeşeriyorsa, insan da kendini yeniledikçe yeniden doğar. Kalbini temizledikçe güzelleşir. Ruhunu bilgiyle suladıkça meyve verir.
Aksi halde; rüzgârda sallanan ama hiçbir gölge vermeyen kuru bir dal olarak kalır.
Oysa insanın yaratılışı;
Yeşermek,
Büyümek,
Güzelleşmek
Ve güzellik vermek içindir.
Bu yüzden gelin…
Bu baharda yalnızca yeryüzünü değil, kendi içimizi de yeşertelim. Kuruyan düşüncelerimizi dökelim. Kalbimize ilim ve merhamet ekelim. İçimizde öyle güzel bir bahar büyütelim ki; sadece bize değil, dokunduğumuz herkese çiçek olsun…
